İznik & İznic

SON KAPAK

 

 

 

 

 içindekiler  

004

ÖNSÖZ

İncelediğimiz dönemde Avrupa’nın neredeyse dörtte biri Osmanlı tarafından kontrol edilmektedir. Buralardaki yerel halk ve komşu ülkelerin tamamı Hıristiyan’dır. Müslüman olmayanların Osmanlı topraklarında “sorunsuz” yaşam hakları vardı.   Böyle bir yaşamı idame ettirebilmek, ancak karşılıklı tavizler ve kültür kaynaşması ile mümkün olabilir.Ancak korku,  güvende olma, menfaat elde etme ve yükselme ihtiyacı, bu insanların din değiştirmelerine neden olmuştur. Hele buna bir de karşılıklı güven hissini aşılayabilirseniz müşterek yaşam sorunsuz olabilir. Osmanlı bunu başarmıştır. Örneğin Yahudiler 1500’lerden 1950’lere kadar, dünyada en güvenli yer olarak Osmanlı ve Türk topraklarını görmüşlerdir.

Osmanlı tabasının %40’ı gerçek Hıristiyan  % 20’si de din değiştirerek Müslüman olmuş devşirmelerdir. Osmanlı da bilir ki din üzerine fazla gidilirse muhtemel reaksiyonun boyutu bilinemez. Şu bir Osmanlı atasözüdür. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın…”. Bu ifade her iki taraf için de geçerlidir. Aslında bu cümlenin Osmanlı için bir de devamı vardır: “… ama bana vergisini/haracımı da aksatmadan versin.”

50.000 kilometrelik kıyı şeridine sahip (Dünyanın çevresi 40.000 kilometredir.) Akdeniz ve çevresindeki ülkeler, zaman zaman savaşsalar dahi, ekonomik baskılar sonucu anlaşma yollarını karşılıklı tavizler vererek bulmuşlardır. Barış yapılmasını sağlayan ana faktör ne dinsel etkilidir ne de yaşamsal. Sadece ve sadece ekonomiktir.

Özellikle Uzak Doğu’nun zenginliklerini Avrupa’ya ulaştırma amacı ve bunun sağladığı ticari kazanç, savaşları çıkardığı gibi aynı zamanda önlemiştir de. Bu politik ve ticari mantaliteyi günümüze uygularsak; şu güncel slogan karşımıza çıkar. “Kazan kazan”

Bu kitabın ilk 2 bölümünde Osmanlı Devletinin bu amacı gerçekleştirmek için uyguladığı faaliyetleri, idari organizasyonunu, ayrımcılık yapmadan eşit dağıtılan adalet mekanizmasını, ülke genelinde sağlanan güven duygusunu, fiziki alt yapılanmasını anlatmaya çalıştım.

3. ve 4. bölümlerde ise sanat ve sanatçıya verilen değer ve destekler çerçevesinde 16.yüzyıl başlarından itibaren İznik seramik sanatının Avrupa’ya yayılmasını, orada moda olacak noktaya gelmesini ve doğal olarak Avrupalı sanatçılar tarafından nasıl kopyalandıklarını, örnek ve belgeleri ile mukayeseli olarak Okurlarıma sundum.

İznik imitasyonları konusunda bugüne kadar yazılmış ciddi hiçbir kitap yoktu. İlk çalışmam olan İznik seramiklerinin tarihsel gelişimini anlatan “Sıraltı’nda Kalan Sırlar” kitabım gibi, “İznik & İznic” kitabımın da konuya ilgi duyan Değerli Okurlarım için son derece ciddi bir “İlk kaynak”  olacağına inanıyorum. Ancak bu kitabı “Sıraltı’nda Kalan Sırlar” kitabımın bilimsel ve görsel desteği ile okumanızı öneriyorum. Ancak o takdirde İznik seramiklerinin gizem ve serüvenini her yönüyle öğrenmiş olabileceksiniz.

Mete Demirel

20.01.2017

 

 

005

 

SONSUZ TEŞEKKÜR VE ŞÜKRANLARIMLA

 

Bu kitabı yazmama vesile olan Zagreb Mimara Müzesi Direktörü Tugomir Luksic ve Mimara Müzesi Koordinatörü Milica Japundžić’e, Hırvat Bilim ve Sanat Akademisi Tarih Kurumu’ndan Türkolog Dr. Vesna Miovic’e, İtalyan seramik tarihi konusunda düşünce ve bilgilerini paylaşan Prof.Dr. Alberto Piccini’ye, Çin’de üretilen tek İznik kopyasını bulmamızı sağlayan Marçal Martí Salvadó’ya. Araştırma, inceleme ve akademik çalışmalarından faydalanıp alıntılar yaptığım; Prof. Maria Pia Pedani, Prof.Hakkı Acun, Prof.Lütfü Güçer, Prof. Mehmet Bulut, Prof. Ahmet Tabakoğlu, Prof. Recep Mesut, Prof. İsmail Yardımcı, Doç.Faruk Bal, Ruhi Duman, Nurullah Karta, Kerim Sert, Serap Mumcu, Azmi Özcan, Cabir Doğan, Sheila Forbes, Renard Gluzman ve Engin Yenal’a teşekkür ederken, aramızdan ayrılan Değerli Hocalarımız, Enver Behnan Şapolyo, Prof. Halil İnalcık ve Prof. Ömer Lütfü Berkan’ı da şükranla anıyorum.

Ayrıca, İtalyanca tercümeleri ile yardımcı olan Ağabeyim Burak Demirel’e, teknik desteğini yıllardır sürdüren Kuzenim Aybars Oruç’a ve grafik tasarımları ile görsel katkılarda bulunan İlker Mazı’ya minnettarım.

Beni yönlendiren ve yoğun araştırmaları ile katkıda bulunan Babam Erkan Demirel’e ise teşekkür etmekte yetmiyor…

Mete Demirel

20.01.2017

 

006

 

1.BÖLÜM

İPEK YOLU

 

 i&i 2

Harita 1

Uzak doğunun mallarını Avrupa’ya ulaştıran bu tarihi yola; Çinliler “Nan-Lu”, Orta Asya Türkleri “Han Yolu”, Avrupalılar ise “İpek Yolu” adını vermişlerdir. (Enver Behnan Şapolyo Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi 1964 s.207)

İpek Yolu’nun dünya ticaretindeki önemini anlatmadan önce, yaklaşık 1000 yıllık bir geçmişi olan bu kervan yolunun ana merkezi olan Çin’in, o dönemdeki üretim ve dağıtım kapasitesine göz atmakta fayda var. Ülkenin özellikle güneydoğusunda yoğun bir üretim faaliyeti vardır. Bu çalışmanın kalite, kapasite ve çeşitliliği, zamanla ülkenin kılcal damarları gibi coğrafyasına yayılmış ve kaçınılmaz sonuç olarak kendisine yeni ve kazançlı pazarlar arama ihtiyacını doğurmuştur.  Doğudaki Pasifik okyanusu, doğal olarak yönelimi karasal yapı olan batıya çevirmiştir.

Zamanla üretimleri artan ve kaliteleri nedeniyle talep yaratmaya başlayan malların çeşitliliği ise şaşırtıcı boyutlardadır.

İlk etapta akla gelenler: Porselen, seramik, cam, kristal, fildişi, özellikle bronz ve diğer metallerden yapılan objeler ile ipek, pamuk kenevir, yün,  halı ve kilim gibi dokuma kökenli üretimlerdir. Ayrıca çay, şeker, tuz, badem, hurma, gibi zamana karşı dayanıklı gıdalar ve afyon sakızı gibi keyif verici maddeler dikkat çeker….(devamı kitapta….)

 

 

011

 

2. BÖLÜM

 

 AKDENİZ TİCARETİNDE OSMANLI ETKİSİ

 

Bu kitabın ana konu ve amacı; İznik çini ve seramiklerinin 15. Yüzyıl sonlarından itibaren Avrupa’da kullanılıp kullanılmadığını ve bu bağlamda en erken hangi tarihlerden itibaren Avrupalı sanatçılar tarafından kopyalanıp kopyalanmadığını araştırmaktır.

Bu nedenle dönemin Avrupa ekonomi ve ticaretini, önlenemez bir hız, güç ve yayılma politikasıyla yükselen Osmanlı imparatorluğu ile bağlantılı olarak incelememiz gerekmektedir.

Bu dönem, Avrupa devletlerinde merkantilist düşüncenin hâkim olduğu dönemdir. Merkantilist uygulamaların prensipleri şöyle sıralanabilir.

  1. 1.   Merkez-i Hükümet gelirlerini arttırabilmek.
  2. 2.   Altın ve gümüş madenlerinin ülke içinde kalmasını sağlayacak uygulama ve politikalar geliştirmek.
  3. 3.   Ülke içi ticarette düşük vergi uygulayarak yerli sanayi teşvik etmek.
  4. 4.   İhracatı teşvik edici tedbirleri alarak dış ticaret dengelerini hep pozitif tutmak.

 

Batılı merkantilist devletler 16-18 yüzyıllar boyunca milli devlet anlayışı içinde milli sanayi ve ekonomilerini güçlendirmeye yönelik her türlü tedbiri hayata geçirirken, Osmanlılar dışa karşı “açık kapı”, içeride de “bolluk ekonomisi” politikası izlemişlerdir. Bu politikanın sonucunda Osmanlılar’da mal ve para bolluğu temin edilirken yerli sanayinin korumacılıktan yoksun bırakıldığı anlaşılmaktadır. Buna karşılık merkantilistler Avrupa ülkeleri milli sanayilerini güçlendirmek için her türlü korumacılık tedbirini hayata geçirmişlerdir. (Prof.Dr.Mehmet Bulut “XVII. Yüzyılda Osmanlılar ve Merkantilistler”)

Osmanlı İmparatorluğu’nun fethedilen bölgelerde uygulamaları genelde yönetimi yerel yöneticilere bırakmak ve bölgenin ekonomik potansiyeline göre yıllık belli bir vergiyi (cizye/haraç) almak şeklinde idi. Bölgesel ve yöresel ticaret dengesini bozmamak için bu yerel tüccarlara gerekli tüm kolaylıklar sağlanırdı. Bu uygulamalar önceleri verilen sözlere sadık kalınarak gerçekleştirilmiş ancak zamanla “Ahdname” adı ile verilen ve her yeni padişah tarafından yenilenen yazılı taahhütlere dönüşmüştü. Bu belgeler Osmanlı tarihine “kapitülasyonlar” olarak geçmiştir….(devamı kitapta…)

 

 

019

16. YÜZYILDA

AKDENİZ TİCARET YOLU ROTALARI

 

 i&i 3

Harita 3

 

——— İtalya Şehir Devletleri ile İstanbul ve Levant Bölgesi arasındaki ana deniz yolu rotaları.

             Corfu – Modon – Sakız – Midilli – Gelibolu ikmal amaçlı uğrak limanları özelliğindedir.

——— Halep – İskenderun Limanı ve İstanbul – Dubrovnik(Ragusa Cumhuriyeti) arasındaki kervan yolu güzergâhları.

 

Venedik ticaret gemilerinin ana rotaları

Venedik – Dubrovnik- Corfu –  Modon – Girit – Rodos – İskenderiye

Venedik – Dubrovnik – Corfu – Modon – Girit – Rodos – Kıbrıs(Magosa) – İskenderun(Halep)

Venedik – Dubrovnik – Corfu – Modon – Girit – Sakız – Midilli – Gelibolu – İstanbul

(devamı kitapta…)

 

 

026

 

3.BÖLÜM

İLK İMİTASYON İZNİKLER

1500 – 1865

 

İznik kopyalarını iki dönemde incelemek gerekmektedir. Cluny Müzesi öncesi ve Cluny Müzesi sonrası. Ne özelliği vardır bu Cluny Müzesinin?

Fransa’nın Rodos Konsolosu Auguste Salzmann aynı zamanda bir arkeolog, bir misyoner ve klasik uygulamaları ile bir eski eser kaçakçısı idi. Rodos’da gördüğü İznik seramik objeleri ilgisini çekti. Önce bunların orada üretildiğini zannetti. Çünkü birkaç uyanık Rodos’lu tüccar bu objelerin bazılarının tabanlarına kendi imzalarını atmışlardı. Hatta imzalar üzerinde birkaç kez oynanarak yeni yeni sahte sanatçılar türemişti. (resim183, 184)

Auguste Salzmann, zamanla hileyi fark etti. Ancak bu objeler ne zaman ve kimler tarafından üretilmişti. Konsolos bu soruya da kendince bir cevap buldu. Bu seramikler İran üretimiydi. Ada da toplamaya başladı. Fransız Hükümetini durumdan haberdar etti. Hükümet Cluny Müzesi için toplanmasını onayladı ve parasal destekte bulundu. 532 adet “İran seramik objesi” toplayabildi. 1865’den itibaren partiler halinde Müzeye teslim edildiler. Muhtemelen Auguste Salzmann da bu alışverişten iyi paralar kazandı.

Müzede sergilenmelerinden sonra Avrupalı seramik sanatçıların büyük ilgisini çekti ve yoğun bir şekilde kopyalanmaya başladılar. Artan talep üzerine dönemin önemli firmaları da seri halde İznik imitasyonlarını üretmeye yöneldi. Moda haline gelen bu durum 1. Dünya harbine kadar sürdü. 

Bu seramiklerin İznik üretimi olduklarının ispatı ise 1960’lara kadar kabul görmedi.

Bu nedenle konumuz olan İznik imitasyonlarını tarihsel olarak iki bölümde incelemek zorundayız.

1- Cluny Müzesi öncesi imitasyonları.             1500 – 1865

2- Cluny Müzesi sonrası imitasyonları.           1865 – 1915

Avrupa’daki İznik kopyalarının 1500 – 1865 arasındaki örneklerini incelemeye başlarken, 13. yüzyıl Akdeniz tarihini başlangıç olarak alıp, kronolojik bir seyir takip etmemiz gerektiğini vurgulamak isteriz.

İlk örnekler ikili ilişkiler kapsamında İtalya’da görülmektedir. Çünkü İtalya Şehir Devletleri 1200’lerden itibaren Costantinapol ve Anadolu ile ilişkilerini Bizans düzleminde gittikçe genişleyen oranda geliştirdiler…. (devamı kitapta…)

 

 

047

 

 

VENEDİK CUMHURİYETİ VE OSMANLI İLİŞKİLERİ KAPSAMINDA

İZNİK ÇİNİ VE SERAMİKLERİ

i&i 4 

 

Harita 10

MS.697’den 18.yy. sonlarına kadar olan yaklaşık 1100 senelik bir dönemde,

Venedik Cumhuriyetinin hâkimiyetinde olan yerler.

Bu bölgelerin ortak özelliği, tümünün Akdeniz’e açılan kıyı şeritleri ve büyük limanlarının olmasıdır.

 

072

i&i 5

 Resim 44

MUSÉE NATİONAL DE CÉRAMİQUE      inv.4617

Tabağın arkasında “S. Chandiana 1633” imzası vardır.

Tamamen bir İznik Kara Memi kopyasıdır.

Kadife çiçeklerinin bordürleri dahi çizilmiş, ancak karanfillerin yaprak yapısına pek dikkat edilmemiştir. Karanfil yaprakları ince uzundur. Buradaki uygulamada ince yapraklarla kadife çiçeğinin testere ağızlı yaprakları beraber kullanılmıştır.

Ø 28cm.  h.2.5cm.

(devamı kitapta…)

i&i 6

i&i7

                                         Resim 66                                                                                 Resim 67

                           ÖZEL KOLEKSİYON                                              Orijinal İznik Cluny koleksiyonu

                                  Montelupo 16.yy.                                                                       Tarih:  17.yy.

Montelupo tabak 16. yüzyıla tarihlenmiş. Oysaki İznik seramiklerinde tekli büyük insan ve havan motifleri 1620 sonrasında üretiliyor. Ancak İtalyan majolicalara uygulanan kompozisyonlarda insan figürleri, objenin ana motifi özelliğindedir. Çoğu kez yağlıboya minyatür bir tablo görünümünde karşımıza çıkar….(devamı kitapta…)

 

115

Mastro Giorgio Andreoli’nin yapıtlarında İznik esintilerini sıksık görürüz. “Saz yaprak” en çok uyguladığı motiflerin başında gelmektedir.  “Rumi” desenler, “Penç” çiçekler dikkat çeker… (devamı kitapta…)

 

i&i 8

Resim 110

Tuğrakeş deseni etkili

Tarih: 1550’ler

i&i 9

Resim 121

 

THE BRITISH MUSEUM 

 Orijinal İznik 1575

Dallar kalınlaştırın “Deruta sarmalından” farkı olur mu? Hayır.

h: 3.2 cm.        Ø: 38.6 cm       Ø: 18.4 cm  (baza)         

Tarih: 1570

(devamı kitapta…)

163

 

4. BÖLÜM

GELİŞMİŞ VE ÇOĞALMIŞ İMİTASYON İZNİKLER

166

 

Bu 100 yıllık dönemde bazı uyanık Rodoslu tüccarlar İznik objelerinin tabanlarına kendi imzalarını atmaya başladılar. İznik üretim prensiplerinde imza kullanma geleneği yoktur. Objelerin tabanları da sırlanmaz. Astarlı bırakılır. Bu boş tabana imzalar atılmaya başlandı. Hatta enteresandır bazı imzaların üzerinde oynama yaparak ilk atılan imzalar dahi değiştirilmeye çalışıldı. Aşağıda bu şekilde birkaç kez değişikliğe uğramış bir imza örneğini görmektesiniz. (resim 183, 184) …. (devamı kitapta)

 

169

 

CANTAGALLİ

 

Ulisse Cantagalli’nin dedesi, Lorenzo Cantagalli, 1835 yılında bir kaza sonucu öldü. 22 yaşındaki oğlu Flavia Franceschi Giuseppe zengin ünlü bir adam olarak eşi ve dört çocuğuyla, Romeo, Ulisse, Cosina ve Flavia ile rahatça yaşadı. 1848 yılına kadar bu ayrıcalıklı yaşam devam etti Ulisse 9 yaşına geldiğinde Babasının işleri bozulmaya başladı. Aşağılatıcı hacizler peşpeşe gelmeye ve iflasını ilan etmek zorunda kalmaya başlayan Baba Flavia Franceschi Giuseppe intihar etmişti….(devamı kitapta)

 

 

170

…..Böylece o tarihlerden itibaren William de Morgan Cantagalli fabrikasında çalışmaya başladı. Ancak ilk 2 yıl başarısız sonuçlar aldı ve yaptığı hatalı uygulamaları kabullendi. 1894’den sonra çok daha verimli bir döneme girildi. 1901 de Ulisse Cantagalli’nin ölümüne kadar Ulisse ve Morgan olağan üstü güzellikte İznik kopyaları ürettiler….(devamı kitapta…)

 

173

 

…..Uygulamanın net görülebilmesi için orijinal ve imitasyon iki tabak kombine edilerek okurların incelemesine sunulmuştur.(resim 189)

 

i&i 10

Resim 189

(devamı kitapta…)